İran resmi haber ajansı IRNA’ya göre, çeşitli temaslarda bulunmak üzere gittiği Loristan eyaletinde sivil toplum temsilcileriyle bir araya gelen Mesud Pezeşkiyan, konuşmasında ABD’nin tutumuna ilişkin dikkat çeken ifadeler kullandı. Pezeşkiyan, Washington’un İran’daki demokrasi konusunda dile getirdiği endişelerin “bir aldatmaca” olduğunu öne sürerken, asıl hedefin ülkelerin doğal kaynaklarına yönelik olduğunu dile getirdi.
Pezeşkiyan, değerlendirmelerinde Venezuela üzerinden örnek vererek, ABD’nin Venezuela petrolünü ele geçirmek istediğini “açıkça söylediğini” ifade etti. Bu yaklaşımın yalnızca Venezuela’yla sınırlı olmadığını belirten Pezeşkiyan, Kanada ve diğer ülkelere karşı da benzer bir tutum sergilendiğini kaydederek, bu tabloya rağmen ülkesi adına “Biz savaşmak istemiyoruz” mesajını yineledi.
“Dayatma Olursa Boyun Eğmeyiz”
Konuşmasında çatışma dilinden uzak durulması gerektiğine inandığını dile getiren İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, “Savaşı kenara bırakmamız gerektiği” düşüncesini paylaştı. Ancak bu yaklaşımın bir zafiyet anlamına gelmediğini de özellikle vurgulayan Pezeşkiyan, “zorla bir dayatma yapılırsa boyun eğmeyeceklerini” söyledi.
Pezeşkiyan, konuşmasında yalnızca dış gündeme değil, ülkesinin iç meselelerine de değinerek adaletsizlik vurgusu yaptı. Loristan başta olmak üzere Doğu ve Batı Azerbaycan, Sistan-Beluçistan, Kuzey ve Güney Horasan, Huzistan ve daha birçok bölgede “adaletsiz bir durum” bulunduğunun farkında olduklarını belirten Pezeşkiyan, bu tabloyu değiştirmek için çaba gösterdiklerini dile getirdi.
Pezeşkiyan, söz konusu adaletsizliğin ortadan kaldırılması yönünde adım attıklarını ifade ederken, bunun “bir anda çözülebilecek” bir mesele olmadığını da vurguladı. Bölgesel sorunların birikimli ve çok boyutlu olduğuna işaret eden Pezeşkiyan, çözüm için yürütülen çalışmaların zamana yayılan bir süreç gerektirdiğini söyledi.
İran toplumunun “büyük bir baskı altında” kaldığını ve bu nedenle “yaralandığını” belirten Mesud Pezeşkiyan, bu yükün hafifletilmesi gerektiğini dile getirdi. Pezeşkiyan, bu noktada yalnızca devletin değil, toplumun farklı kesimlerinin de sorumluluk üstlenmesi gerektiğini ifade ederek, aydınlar, sosyologlar, girişimciler, din adamları ve toplumun önde gelen kanaat liderleriyle birlikte hareket edilmesi çağrısında bulundu.






