MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında Milli Eğitim Bakanlığı’nın Ramazan ayı etkinlikleri genelgesi üzerinden yürüyen tartışmalara katıldı. MEB’in 12 Şubat 2026 tarihli genelgesine açık destek veren Bahçeli, “Türkiye’nin Talibanlaştığına dair en küçük delil var mı?” sözleriyle eleştirilere sert yanıt verdi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada iç ve dış siyasette yoğun bir haftanın geride bırakıldığını söyledi. Önümüzdeki günlerde bu yoğunluğun daha da artabileceğini belirten Bahçeli, nifak, milli birlik ve kardeşlik vurgusu yaparak, Türkiye’nin tarihsel birikimiyle kucaklanmasının önemine dikkat çekti. Konuşmasının bu bölümünde, Ramazan ayını da dayanışma ve yardımlaşma duygusunun şahikası olarak nitelendiren Bahçeli, bu dönemin toplumsal birlik açısından taşıdığı anlamı öne çıkardı.
Bahçeli, konuşmasının merkezine yerleştirdiği MEB Ramazan genelgesi hakkında, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 12 Şubat 2026 tarihinde Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Ramazan ayı etkinlikleri konulu bir genelge yayımladığını hatırlattı. Bu adımı “yerinde ve kıvamında” olarak değerlendiren Bahçeli, “Takdir ve tebrik ediyoruz” ifadesini kullandı. Aynı bölümde, “Kabe’de Hacılar Hu der Allah” isimli ilahiye ve ilahiyi seslendirenlere de değinerek onları gönülden alkışladığını söyledi.
Konuşmasında Milli Eğitim Bakanlığı’nın genelgesinin dayanaklarına da işaret eden Bahçeli, metinde 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 2. maddesine atıf yapıldığını belirtti. Bahçeli, bu çerçevede Türk milli eğitiminin genel amacının, milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerleri benimseyen, koruyan ve geliştiren, bu değerleri davranış haline getirmiş bireyler yetiştirmek olduğunun kaydedildiğini söyledi. Bu noktada, “Türk milletinin sağduyu ve vicdan sahibi hangi mensubu bu gerçekleri inkar ve ihmal edebilecektir?” diyerek genelgede yer alan yaklaşımı savundu.
Bahçeli ayrıca 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’nun 1. maddesini hatırlatarak, ilköğretimin öğrencilerin bedeni, zihni ve ahlaki gelişimlerine hizmet eden temel bir eğitim süreci olduğuna dikkat çekti. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin insanı ruh ve beden bütünlüğü içinde ele alan, bilgiyi ahlaki sorumlulukla bütünleştiren bütüncül bir eğitim sistemi olduğunu ifade eden Bahçeli, modelin merkezinde erdem, değer ve eylem çerçevesi bulunduğunu, öğrencilerin değerleri içselleştirerek günlük yaşamlarında davranışa dönüştürmesinin esas alındığını söyledi.
Bahçeli, Ramazan ayı boyunca öğrencilerde paylaşma bilincini geliştirmeye, ihtiyaç sahiplerine yardım etme konusunda farkındalık kazandırmaya ve dayanışma duygularını güçlendirmeye yönelik eğitsel ve sosyal etkinliklerin planlanıp uygulanmasının öneminin söz konusu genelgede açık şekilde ifade edildiğini belirtti. Bu düzenlemenin talimat mahiyetinde ilan edildiğini söyleyen Bahçeli, metnin içeriğinin eğitim ve değer aktarımı bakımından doğru bir zemine oturduğunu savundu.
“Bu Genelgenin Neresi Yanlıştır?”
Konuşmasının devamında MEB’in Ramazan ayı etkinlikleri genelgesi üzerinden yapılan eleştirilere sert sözlerle yanıt veren Bahçeli, “Bu genelgenin neresi yanlıştır? Elinizi vicdanınıza götürüp düşününüz” dedi. Bahçeli, “Türkiye’nin Talibanlaştığına dair en ufak bir emare, en küçük bir delil göreniniz var mıdır?” sözleriyle tartışmaya doğrudan müdahil oldu. Ramazan ayı etkinliklerine Talibanlaşma ve gericilik diye yaygara koparanları, “hakiki manada yobaz” olmakla suçlayan Bahçeli, bu noktada Cemil Meriç’in “yeni yobazlık” tanımına atıf yaptı.
Bahçeli, “Maarifin kalbinde Ramazan şenliklerinin neresinde sakınca vardır?” diyerek, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve parti yönetimine seslendi. Konuşmasında, İslam karşıtlığı, kültürel miras, paylaşma bilinci ve laiklik tartışmaları üzerinden sert ifadeler kullanan Bahçeli, Ramazan ayına ilişkin samimi faaliyetlerin laiklikle çeliştiği yönündeki değerlendirmelere karşı çıktı. Bu bölümde, kültürel mirası güçlendiren, birlikte olma bilincini teşvik eden faaliyetlerde pürüz bulunmadığını savundu.
Bahçeli, yabancı ülkelerde pazar günleri kiliseye giden çocukların mesele yapılmadığını söyleyerek, buna karşın Ramazan ayının manevi anlamını çocuklara aktarmaya dönük ahlaki ve manevi sorumluluğun tartışmaya açılmasına tepki gösterdi. Bu eleştiriler çerçevesinde, sözde uzman ve akademisyenlerden oluşan 168 kişinin, “laikliği birlikte savunuyoruz” başlıklı bir bildiri yayımladığını belirten Bahçeli, bu metindeki “laikliği savunmak suç değildir”, “şeriatçı dayatmaları reddediyoruz” ve “karanlığa teslim olmayacağız” ifadelerine de değindi.
“Alayınız Karanlıktasınız” ve “Gericilik” Tartışması
Bahçeli, bildiriyi imzalayanlara yönelik değerlendirmesinde, “Alayınız kararlısınız, alayınız karanlıktasınız, haberiniz yok” ifadelerini kullandı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın genelgesi nedeniyle Türkiye’de “gerici şeriatçı bir kuşatma” varmış gibi bir algı oluşturulduğunu söyleyen Bahçeli, bu iddiaya karşı “Allah’a iman etmek gericilikse biz de bal gibi, buz gibi gericiyiz” dedi.
Çocuklara Ramazan ayının ahlak ve manasını aktarmanın gericilik olarak değerlendirilmesi halinde buna sonuna kadar ortak olduklarını belirten Bahçeli, yine Cemil Meriç’ten alıntılar yaptı. Bahçeli, Meriç’in “Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse her namuslu insan gericidir” ifadesini hatırlatarak, konuşmasında “Haluk” vurgusu üzerinden sözde aydınlara yönelik eleştirilerini sürdürdü. Bu çerçevede, 168 imzacıyı “Haluk’un bugünkü karanlık yüzü” olarak tanımladı.
Bahçeli, Milli Eğitim Bakanı ile bakanlık personelini kutladığını da açık şekilde dile getirdi. 12 Şubat 2026 tarihli Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Ramazan ayı etkinlikleri konulu genelgeyi sonuna kadar desteklediğini söyleyen Bahçeli, 168 imzacıya yönelik sert eleştirilerini sürdürdü. Konuşmasının bu bölümünde, Müslüman Türk milletinin haysiyeti, Ramazan ayı, karalama ve sınırların bilinmesi vurgularıyla dikkat çeken ifadeler kullandı.
Laik Devlet Yapısı Vurgusu: “Bundan Geriye Dönüş Yoktur”
Konuşmasının son kısmında Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet yapısına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bahçeli, Türkiye’nin başkent Ankara’dan yönetilen üniter devlet yapısına, Türk milleti gerçeği üzerine inşa edilen milli devlet yapısına ve inançlar ile yönetim ilişkilerinin belirlendiği laik devlet yapısına dayandığını söyledi.
Bahçeli, bir devlet çatısı altında beraber yaşayabilmenin asgari kurallarının 29 Ekim 1923 tarihinde konulduğunu belirterek, başkentin Ankara, dilin Türkçe, bayrağın Ay Yıldızlı Al Bayrak ve milli marşın İstiklal Marşı olduğunun belirlendiğini, bunların anayasa güvencesi altında bulunduğunu söyledi. Bu çerçevede “Bundan geriye dönüş yoktur” diyen Bahçeli, taviz, tereddüt veya çelişki anlamına gelecek bir geri adımın söz konusu olmadığını ifade etti.






