Mahfi Eğilmez’in kişisel blogunda yayımladığı “altın ve gümüş fiyatları” değerlendirmesi, üretimden merkez bankası rezervlerine, belirsizlik endeksinden TL bazlı yatırımcıya kadar uzanan geniş bir çerçeve çiziyor. Yazı, fiyat hareketinin arkasındaki ana dinamiğin “risk ve belirsizlik” olduğunu vurguluyor.
Altın mı gümüş mü: Talebi kim, ne büyütüyor?
Yazıda, altının yalnızca yatırım aracı olmadığı; tıp, elektronik, otomotiv, savunma ve havacılık gibi alanlarda da kullanıldığı hatırlatılıyor. Üretilen altının yüzde 10’dan fazlası sanayi ve teknoloji tarafında değerlendirilirken, geri kalan kısmın önemli bölümü külçe/para olarak saklanıyor ve bir bölümü de takı-mücevherde yer buluyor. Eğilmez, risklerin arttığı dönemlerde güvence arayışının talebi artırdığını ve bunun da fiyatlara yansıdığını belirtiyor.
Gümüşte ise kullanım alanı daha da geniş: pil, elektronik, tıp, dişçilik, fotoğrafçılık, güneş enerjisi panelleri ve elektrikli otomotiv gibi sektörlerde yaygınlaşan kullanım, gümüş talebini hızlandırıyor. Eğilmez’e göre özellikle güneş panelleri ve elektrikli araçlar gümüşün değerini artırırken, belirsizlikten kaçış talebinin de eklenmesiyle gümüş fiyatı son yıllarda altından daha hızlı yükselmeye başlamış görünüyor.
Merkez bankaları altını neden artırıyor?
Eğilmez, para sisteminin yaklaşık yüzyıl boyunca altın standardı çerçevesinde yürüdüğünü; ilk uygulamanın 1821’de İngiltere’de başladığını ve 1971’de ABD’nin sistemi terk etmesiyle “parası altın karşılığı olan” ülke kalmadığını hatırlatıyor. Buna rağmen en yüksek altın rezervlerinin ağırlıkla gelişmiş ülke merkez bankalarında bulunmasının temel nedeni olarak, geçmişteki altın standardı mirasını işaret ediyor.
Gelişmekte olan ekonomilerde ise parasallaşmanın daha geç gerçekleşmesi nedeniyle altın rezervlerinin görece düşük kaldığı, buna karşılık dış ticaret ve rezerv para gerçeği nedeniyle döviz rezervlerinin daha yüksek seyrettiği anlatılıyor. Çin ve Rusya’nın altın rezervlerinin yüksekliğini ise dolar ağırlığını azaltıp altın ağırlığını artırma çabasıyla ilişkilendiriyor. Eğilmez, “Aslında Trump’ın görevi gelmesi sonrasında merkez bankalarının çoğu altın rezervini artırmaya yöneldi.” diyerek bu eğilimin altın fiyatlarına önemli katkı verdiğini vurguluyor.
Türkiye’de altın ve gümüşte kritik değişken: Dolar/TL
Yazının Türkiye açısından en pratik bölümü, TL ile yatırım yapanların iki katmanlı risk ve getiriyle karşı karşıya olduğuna dikkat çekiyor: Altın ve gümüş fiyatları küreselde dolar üzerinden oluşuyor, Türk yatırımcı ise alım-satımı Türk Lirası ile yapıyor. Bu yüzden yalnızca metalin fiyatı değil, doların hareketi de sonucu belirliyor.
Eğilmez’in çerçevesine göre, dünya fiyatları yükselirken Türkiye’de dolar kuru da yükseliyorsa TL bazlı yatırımcı için kazanç büyüyor. Tersi senaryoda, yani dünya fiyatları düşerken dolar da TL karşısında geriliyorsa, altın ve gümüş birikimcisi için “kâbus senaryosu” ortaya çıkıyor. Bu iki uç arasında ise farklı kombinasyonlarda kazanç ve kayıp ihtimalleri oluşuyor.
Belirsizlik endeksi ve Trump etkisi: “Güvenli liman”a kaçış
Eğilmez, altın ve gümüşteki olağan dışı artışların arka planında Trump döneminde yükselen belirsizlik ve risk algısının bulunduğunu söylüyor. Trump’ın göreve gelişini izleyen açıklamalar ve uygulamaların küresel ölçekte belirsizlik yarattığı, bunun da portföylerin güvenli liman kabul edilen metallere yönelmesini hızlandırdığı ifade ediliyor.
Bu yönelişin yalnızca fiziki alımla sınırlı kalmadığı; değerli metallere dayalı fonlar veya bu metalleri çıkaran/işleyen şirketlerin hisseleri üzerinden “sanal” kanallarla da gerçekleştiği vurgulanıyor.
Altın ve gümüşte “bundan sonra ne olur?”
Yazıda üç senaryo öne çıkıyor: Bir görüş, fiyatların mutlaka düzeltme ile düşeceğini savunuyor. İkinci görüş, düzeltmeler ve kâr realizasyonları görülse bile yükselişin süreceğini düşünüyor. Orta görüş ise fiyatların mevcut seviyeler etrafında iniş-çıkışlarla devam edebileceğini öne sürüyor.
Eğilmez, Rusya-Ukrayna savaşı, Ortadoğu’daki gerilim, ABD’nin gümrük vergileri hamleleriyle derinleşen ticaret/kur savaşları, büyüme hızlarındaki gerileme ve resesyon riskleri gibi başlıkların değerli metallere “artış yönünde” baskı yaptığını belirtiyor. Bu çerçevede, Trump’ın yarattığı belirsizlik kolay sindirilemediği için güvenli liman talebinin canlı kaldığını; yaklaşım değişmediği sürece “arada düşüşler, kâr realizasyonlarıyla gerilemeler olsa da fiyat artışlarının devam edeceği” tahmininin en gerçekçi seçenek olarak görüldüğünü aktarıyor.






